Pazar, Ocak 07, 2007

Nefesi Tükenenlerin Nefsi

Son Hikayem;


“Burada 10 dakika mola veriyoruz, herkes iyice dinlensin” dedi komutan Ali, kendi yorgunluğunu gizlemeye çalışarak.

—Komutanım neden bu haber sivil kargo şirketleriyle gönderilmiyor? Eskiden böyle bir görev verilmemişti bize.

—Herhalde yeni İletişim bölüm sorumlusu ilk günlerinde herhangi bir krizle karşılaşmak istememiştir. Ülkede greve gitmeyen kalmadı şu sıralar.

“Haklısınız komutanım” dedi, birliğin en genç üyesi Semih. “Geçen ay nikâh memurlarının grevi yüzünden abim evlilik tarihini ertelemek zorunda kaldı”. Bu lafın ardından yerin onlarca metre aşağısında basit bir mesajı yerine iletmekle görevli olan birlikteki herkes gülmeye başladı. Kahkaha sesleri azalıp karanlık tünelin duvarlarına yankı yapmayı bıraktığında komutan nikah memurlarının neden greve gittiğini sordu. Semih ise bugünlerde hemen hemen herkesin dilinde kalıp olmuş birkaç sözcük söyledi;

—Nefesi tükenenlerin nefsi.

Bu sözcüklerle birlikte tüm birlik adeta ölüm sessizliğine büründü. Komutan ise sert ve soğuk bir sesle molanın bitişini ilan edip bölüğünü tekrar yola koydu.

***

-Canım geç oldu artık yat lütfen.

-Ya anne N’olursun birazcık daha oturiyim.

-Olmaz dedim, hadi tombi yatak.

Küçük Semra uflaya puflaya televizyonun başından kalktı ve yatağına doğru ağır ağır gitmeye başladı. Kızının arkasından sigara dumanını üfleyerek bakan Seda ise soğuk kahvesini yudumlarken, son 20 dakikadaki beşinci sigarasını yakıyordu. “Ne kadar daha devam edecek bu saçmalık” diye içinden geçirdi soğuk şirket lojmanının salonunda otururken. Olayların çıkış noktası beş sene önceki savaştaki inanılmaz bir olay idi. Seda o günleri sanki dünmüş gibi hatırlıyordu. Üniversiteden bir arkadaşı ile savaşın gidişatı konusunda tahminler yürütürken, açık duran televizyon kitle imha silahlarının kullanıldığını duyurmuştu. Her zaman iyimser olan Sedanın ise tahminleri tamamıyla yanlış çıkmıştı. Ortadoğu’da kızışan savaşa NATO müdahalesi ve hemen sonrası devletlerin kimyasal ve nükleer silahları kullanması, savaşı kimsenin önceden tahmin edemeyeceği bir noktaya getirmişti. Yoğun kimyasal ve nükleer gaz bulutları ise kestirilemeyen kum fırtınaları sayesinde geniş bir alana hızlıca yayıldı. Ortadoğu da neredeyse her ülkeyi etkileyen bu olay geriye milyonlarca ölü insan ve insanları öldürme amacıyla yapılan binlerce metal yığını bıraktı. Savaşacak insan kalmayınca da savaş kendiliğinden bitmişti. Birleşmiş Milletler acil toplanarak geriye kalan ölüleri nasıl yok edeceklerini tartıştı. Bölgede yerel yönetim diye bir şey kalmamıştı, çoğu yönetici ölmüş veya tesiri altında kaldığı nükleer ve kimyasal sızıntıların etkisi altında ölümü bekliyordu. İnsanlığın şimdiye kadar ürettiği hiçbir düşünce kırıntısı bu sorunu çözebilecek bir seviyede değildi. Bundan dolayı da BM kolay ve acımasız yolu seçti; Cesetlerin bulunduğu veya bulunma olasılığı yüksek görülen her yer uçaklarla bombalanacaktı. Haftalar boyu binlerce savaş uçağı gökten napalm bombası yağdırdı. Bombalar düştüğü yerde yangın başlatıyor, cesetlerin yanı sıra sağ kalmış insanlarda cesede dönüşüyordu. Operasyon süresince BM avlusunda yüzlerce mum yakıldı, savaşta ve sonrası bombardımanda hayatını kaybeden milyonlarca insan için. O gün sedada bir mum yaktı, eriyip gidenin mum mu yoksa insanlık mı olduğunu düşünerek.

Operasyonun tamamlanıp olayların fizyolojik tehlikesi geçtikten sonra, insanlar daha lüks olan sosyal konularda düşünmeye başladı. Kudüs ve insanlar cehennem alevleriyle yerle bir olmuş, günahsız inananlar aynı ateşle yanmıştı. Bu durum dünyada tepkisiz kalamazdı ve kalmadı da. Tüm büyük dinlerin temsilcileri ortak açıklamalar yapıyor, fanatik dinsel gruplar intikam çığlıklarını yükseltiyordu. Hemen hemen herkes tarih boyunca birbirlerini yiyen dinlerin modern dünyada düşmanlıkları kaldırıp birlik olmasını umuyordu, fakat hiç kimse birliğin ortak nefret sonuncunda olabileceğini tahmin etmemişti. Bilinen tek şey ise bu birliktelik hiç de iyiye alamet değildi. Dindar fanatikler olayın nedenini günahkar insanlığın geliştirdiği biyolojik ve nükleer silahlar olarak gösterdi, çözüm ise her zamanki gibi basitti. Günahkarlar kendi silahlarıyla temizlenecekti. Kutsal topraklarda nefesi tükenenlerin inananların intikamı alınacaktı. NTN, Nefesi tükenenlerin nefsi…

Bu düşünce dünyaya yayıldığında çok az insan onun karşısında durdu, birçok insan da yaşanan savaş sonrası dünyadaki düşünsel üretim boşluğunun etkisi ile ona sarıldı. Dar görüşlü entelektüeller ve mevcut durumdan çıkar sağlamak isteyen politikacılar sayesinde (ki bunların sayısı inanılmaz derecede artmıştı) bu düşünce kitlelere yayıldı. Çoğu hümanizm yanlısı insan bile bu fikre sarıldı ve destekledi. Nükleer santraller ele geçirildi, mühendisler ve çalışanlar öldürüldü. İlaç şirketleri, kozmetik şirketleri hatta en basit eczaneler bile bu nefretin hışmına uğradı. Bu saldırıların çoğu firma çalışanlarındaki sempatizanlar tarafından gerçekleştirildi. Siyasi irade tarafından bu tür şirketlerin hepsi kapatıldı, bazı sanatçılar bu hareket uğruna şiirler yazdı şarkılar besteledi. İlaçların azlığı ve bazı yerlerdeki yokluğu dinsel fanatiklerin ruhani tedavi servislerini yürürlüğe koymasını getirdi. Başınız mı ağrıyordu? Hemen birkaç dua ve NTN bağışıyla baş ağrınızdan eser kalmayacaktı. Bu kaos sürecinin sonucunda sadece çok büyük şirketler ve onların merkezleri sağ kalabildi. Çalışanlarını yüksek maaş, sayısız karşı propaganda teknikleriyle ve ağır silahlı özel güvenlik birimleriyle ellerinde tutabildiler. Hükümetler halka iyi görünmek için NTN lehinde konuşsalarda gizli olarak bu firmaları destekledi ve kendi iktidarını koruyacak miktarda ürün ve hizmet yapmalarını sağladılar.

***

Hedefe vardık komutanım.

Komutan Ali gözünü taracıya yaklaştırarak, kimlik bilgilerini doğrulattı ve makineden duyulan sesi dinledi.

Komutan Ali Toprak, A2 Bölümü ulaşım güvenlik şefi. Giriş izniniz onaylandı.

Kapı büyük bir gürültüyle açıldı, Ali ve ekibi içeri girdi. Onları karşılayan da üniformasından üst düzey bir kişi olduğu anlaşılan biri oldu. “Hoş geldiniz, ben Ana bina güvenlik sorumlusu Recep Aktan, teslimat işi bittikten sonra iki gün serbestsiniz.. Sevinç mırıltıları arasında teslimatı alan görevliler hızla uzaklaştı. Komutan Ali de ailesine 2 gün geçireceğini düşündüğünde içini mutluluk kapladı.

***

“Sizce böyle bir önlem gereklimiydi Sayın Başkan?” diye sordu Recep, Kimya Bölümü ana sorumlusuna. “Elbette Recep Bey, NTN in ne yapacağı belli olmaz, son zamanlarda faaliyetleri azaldı büyük bir plan hazırlıyor olabilirler, çalışanlarımızı korumamız lazım, yeni işe alımlar imkânsız gibi bir şey”. Katıldığını belli eder anlamda kafasını salladı Recep. “ Yine de büyük bir risk, vücut bağışıklığını sağlamak için havalandırmaya karıştırdığımız gaz zehirli bir gazla yer değiştirilebilir, NTN fanatiklerinin kimyasal saldırı kullandığı da oldu.” Kimya Başkanı imalı bir ses tonuyla sert bir cevap verdi; “Binanın güvenliği konusunda sizin işinizi iyi bir şekilde yaptığını düşünüyordum Recep bey, umarım yanılmıyorumdur”. Bu cevap karşısında Recep kafasını sallayarak soruya sessiz kaldı ve izin isteyerek odadan ayrıldı.

***

Gazın aktif hale getirilmesinden bir saat sonra, Kimya Bölümü ana sorumlusu durum raporunu hazırlayıp, yollamaya çalışıyordu. Taktığı gaz maskesi işini zorlaştırsa da rapor şaşırtıcı derecede kısa olduğundan fazla kafasına takmıyordu. İşlemi tamamlayıp, gizli kaçış bölmesine doğru adımlarını hızlandırırken, raporun yaratacağı etkiyi merak ediyordu.

***

O gün ise internette en çok okunan yazı ise şu oldu.

“ İnananlar için bir zafer daha, masumların ölümünden sorumlu günahkarlar son nefesini verdi. Ayrıntılı haber ve resimler için tıklayınız. NTN”

2 yorum:

kahpecüce dedi ki...

Güzel, ve söylemek, işaret etmek istediği birşeyler olan bir öykü. Karakter isminin Recep olması da tesadüf (!) heralde. Öykünün anlattığı ve altında yatan mesaj hakkında söyleyebileceğim birşey yok, gerçekten güzel.

Ama yapısal olarak baktığımda "Küçük Semra"nın olduğu kısım, hikayenin arka planını, dayanağını vermek için yazılmış bir bölüm. Ancak bu teslimat işinden, Recep'ten ve Ali'den bağımsız ve ilgisiz bir şekilde verilmiş. Ayrıca geçmiş bilgiyi vermek uğruna öykünün atmosferini de öldürüyor gibi geldi bana. Sanki bir ansiklopediden sayfalara göz atıyorum okurken. Bunun yerine bu geri plan bilgisini Ali ve Birlik'teki arkadaşları arasında daha uzun bir diyalog yazarak ve konuşmalarında geçmişe göndermeler yapmalarını sağlayıp, bunları anlatıcının doldurduğu küçük bilgilerle destekleyebilir ve böylelikle de hikayenin alt yapısını sağlamlaştırabilirdin. Ve bu arkaplanı dha kısa tutmak öykünün çarpıcılığını arttıracaktır kanımca.

Türkçe bilim kurgu öyküleri görmek güzel.

mentat_emre dedi ki...

Selam, beğendiğini bilmek güzel. Yapısal kısımdaki eleştirilerine gelince, hikayenin ilk kısmının yazımı ile son kısmının yazımı arasında biraz zaman farkı var. bundan dolayı sürekliliği iyi başaramadım. İlk başta bende senin gibi düşünmüştüm. Küçük Semra aslında
komutan Alinin kızıydı. komutan Ali görevini tamamladıktan sonra, ailesine kavuşunca malum katliam oluyordu. Ama katliamın büyüklüğünü ve yaşanmış arkaplan olaylarının çapını düşündüğümde, olayın sadece bir ailenin hayatını anlatması biraz bencillik gibi geldi bana. Bundan dolayı hikayedeki tüm karakterleri birbirinden bağımsız, toplumun herhangi bir kesiminden olan insanlar olarak tasarladım. Tabiki ilk düşüncem ile son düşüncem farklı olduğu için yazıda böyle bir olumsuzluk göze çarpabilir. Recep ismi ise gerçekten tesadüf, yani Recep Tayyip Erdoğanala bir alakası yok, Mehmet veya Hüseyinde olabilirdi.:)